Aile Gazetesi

Kur’an kursunun tarihimizdeki yeri

Hz. Peygamber (S.A.V.), Mekke’de müslümanların Kur’an’ı okuyup öğrenmelerini sağlamak üzere Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evini (Dârülerkam) merkez olarak seçmişti. Bu sebeple Dârülerkam’ın İslâm tarihinde ilk eğitim öğretim merkezi olduğu kabul edilir. İbn Sa‘d, Mekke’de ilk Kur’an tâlim eden kişinin Abdullah b. Mes‘ûd olduğunu kaydeder (eṭ-Ṭabaḳāt, III, 151). Daha sonra Medine’ye öğretmen olarak gönderilen ve kendisine “kāri” veya “mukrî” denilen Mus‘ab b. Umeyr’in de Dârülerkam’a devam edenlerden olduğu belirtilir. Medine’de Suffe talebeleri esas itibariyle Kur’an öğreniyorlardı (Hamîdullah, II, 77). Burası yetersiz kalınca mahallelerde de Kur’an öğretilen yerler açılmaya başlandı. İbn Sa‘d, hicretin 2. yılında (624) Medineli Mahreme b. Nevfel’in evinde Kur’an öğretimine ayrılan bir bölümün dârülkurrâ olarak adlandırıldığını belirtir (eṭ-Ṭabaḳāt, IV, 205). Ayrıca yeni açılan mescidlerden de bu iş için faydalanılıyordu.

Ignaz Goldziher, Asr-ı saâdet’te Kur’an’ın öğretildiği yerlere küttâb denildiğini belirterek bu konuda bazı deliller sıralar (ERE, V, 199). Ahmed Çelebi ise Resûlullah devrinde küttâb kelimesinin okuma yazma öğretilen yerler hakkında kullanıldığını, Kur’an öğretilen yerler için kullanılmasının ise daha sonraki bir döneme rastladığını ileri sürer (İslâmda Eğitim-Öğretim Târihi, s. 33-45). Araştırmalar, küttâbın “Kur’an okulu” anlamında kullanılmasına Emevîler’in son zamanlarında başlandığını, Abbâsî döneminden itibaren de yaygınlaşarak günümüze kadar geldiğini göstermektedir (EI2 [Fr.], V, 572). Christian Snouck-Hurgronje’nin incelemelerine göre bütün İslâm ülkelerinde çocuklar Kur’an’ı bir veya birkaç defa hatmetmek zorundaydı (Jaeschke, s. 81). Nitekim müslümanlara ait hemen bütün biyografilerde onların tahsil hayatına Kur’an’ı öğrenerek veya ezberleyerek başladıkları belirtilir. İbn Hazm, Hz. Ömer döneminde hızla genişleyen İslâm topraklarının her yerinde açılan mekteplerde çocuklara Kur’an öğretildiğini bildirir. Arap olmayan milletlerin İslâm ümmetine katılmasının bir sonucu olarak Kur’an öğretimine gittikçe artan bir önem verilmiş, kurumlar yaygınlaşmış, bu sayede çeşitli ırklara mensup topluluklar bir tek ümmet olmayı başarmıştır (el-Faṣl, I, 195; II, 216). İbn Haldûn, İslâm inancının Kur’an’a ve bazı hadislere dayandığını, bu sebeple çocuklara Kur’an’ı öğretmenin dinî şiârlardan biri olduğunu, müslümanların bu şiâra sımsıkı sarılıp onu uyguladıklarını belirtmekte, daha sonra özellikle Mağrib ülkeleriyle Afrika’nın diğer İslâm beldelerinde ve Endülüs’te yürütülen Kur’an öğretim metotları hakkında bilgi vermektedir. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî de Endülüslüler’in öğretim yönteminden takdirle bahsetmekte, bunların küçük çocuklara önce yazı, aritmetik ve Arapça öğrettiklerini, daha sonra kıraat hocasına gönderdiklerini, hocanın onlara şifahî olarak Kur’an tâlim ettiğini ve her gün bir miktar âyeti ezberlettiğini belirtmektedir. Faslı âlim İbnü’l-Hâc el-Abderî’nin el-Muḳaddime’sinde “mekteb” ve “küttâb” diye andığı Kur’an okullarıyla ilgili verdiği bilgiler, sıraladığı kurallar ve yer yer dile getirdiği eleştiriler, özellikle VIII. (XIV.) yüzyılda Kuzey Afrika’daki küttâbların durumunu yansıtması bakımından önemlidir (bk. KÜTTÂB).

Cami ve mescidlerde diğer ilimlerle birlikte Kur’an dersleri için de halkalar oluşturulmaktaydı. Bazı küçük mescidlerde ise sadece Kur’an öğretilirdi (Hatîb, II, 239, 244). Ayrıca Emevîler döneminden itibaren yöneticilerin çocuklarının eğitimi için saraylarda görevlendirilen ve genellikle “müeddib” denilen hocaların ilk görevleri Kur’an’ı öğretmekti. İbn Şeddâd, VII. (XIII.) yüzyılda Kur’an ve fıkıh dersleri için vakfedilen ve bânisinin ismiyle anılan Şeyh Ebû Ömer Medresesi’nde on Kur’an hocasının ders verdiğini bildirir (Abdülcelîl Abdülmehdî, II, 527); İbn Battûta, Kur’an öğrenmek için Vâsıt’a gelen öğrenciler için burada 300 odalı bir medresenin yapıldığından bahseder (er-Riḥle, s. 183). Bazı önemli şahsiyetlerin türbeleri de birer Kur’an okulu olarak işlev görüyordu. Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref’in türbesinde Kur’an öğretildiği ve bir ara Ebû Şâme el-Makdisî’nin burada hocalık yaptığı bilinmektedir (Nuaymî [nşr. Selâhaddin el-Müneccid], neşredenin girişi, s. 9-10).

Yazının tamamı için tıklayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.