Yeni Medya, Ailedeki Açıklarımızdan Besleniyor!

Gazeteci Gülcan Tezcan, yeni medyanın aile değerleri üzerindeki etkisini, mahremiyetin dönüşümünü ve çocukların dijital dünyada nasıl korunabileceğini Aile Gazetesi’ne anlattı.
“Medya, Varlığıyla Bizi Manipüle Etmeye Hazır Bir Mecra!”
Sizin gözlemlerinize göre medya aile değerlerimizi nasıl etkiliyor?
Hepimizin bildiği gibi, çoğunlukla olumsuz yönde etkiliyor. Çünkü ailemiz, dış etkenlere maruz kalacak şekilde güvenliksiz bir alan haline dönüştü. Kurulurken sağlam temeller üzerine inşa etmediğimiz için, medyadaki göstergeler ve manipülasyonlar bizi çok etkiliyor. Başlangıçta, aile ile ilgili algımızın, bilgimizin ve kavramsallaştırmamızın yeniden oluşması gerekiyor. Aileyle ilgili problemlerimiz, aile kurumuyla ilgili açıklarımız var. O açıkları kapatmadan ve problemleri çözmeden, medya zaten varlığı itibariyle bizi manipüle etmeye hazır bir mecra. Biz önce kendi yapısallığımızı derleyip toparlarsak, medya bize çok fazla olumsuz etkilerle dönmeyecektir. Bu anlamda, medyanın içinden aileyi destekleyen içerikler üretmek, sağlıklı aile yapımızı besleyen, güzelleştiren ve açıklarımızı gösteren ama çıkış yollarını da gösteren programlar, diziler olduğu noktada, olumsuz etkiler olumluya dönecektir.
Sizin gazeteci olarak kariyeriniz boyunca medyanın aile yapısını bozduğuna dair veya güçlendirdiğine dair tanık olduğunuz çarpıcı örnekler var mıydı?
Kadına şiddet konusunda çok bariz bir algı oluşturulduğunu düşünüyorum. Gerek gündüz kuşakları gerek kadına şiddet haberlerinin sunuluşu, servis edilişi, manşetlere taşınması ile ilgili çok sağlıksız bir gidiş var. Bu anlamda, medyadaki olumsuzlukları geriye döndürmek için birebir kötülüğü göstermek değil, kötülüğün kaynağına inmek ve bununla ilgili kafa yormak gerekiyor.
“İnsanlar Gönüllü Olarak Mahremiyetlerini Ortaya Koyuyor”
Sizce günümüzde mahremiyetin sınırlarını kim belirliyor? Aileler mi, toplum mu yoksa medya mı? Bu durumu nasıl yorumlamalıyız?
Artık mahremiyetin sınırı diye bir şeyden söz edemiyoruz ne yazık ki. Hem medyada hem sosyal medyada ve insanların kişisel hesaplarında, sosyal medya hesaplarında hiçbir sınır kalmadı. Bir yarışma programıyla başlamıştı bu; sürekli herkesin gözetlendiği bir ortam, bir zemin. Şimdi insanlar gönüllü olarak kendi evlerini, kendi hayatlarını, kendi kişisel en mahrem anlarını ve yaşantılarını ortaya koymaya başladılar. İnsanların evinin her noktasını biliyoruz. İnsanların alışkanlıklarını biliyoruz, ne yiyip içtiğini biliyoruz, ne giydiğini, nereye tatile gittiğini… Bütün dijital ayak izlerini bırakıyorlar ve bir mahremiyet yok. Yani normalde akşamları evimize gidince perdemizi çekiyoruz ama kameramız aracılığıyla o perdeyi sonuna kadar açıyoruz, hatta parçalıyoruz ve herkes bizi görsün istiyoruz.
Artık bir düğünde gelinin düğün odasını göstermesi normalleşti. Normalleşmemesi gerekir bunun. Birtakım şeylerin mahrem kalabilmesi lazım. Bir bebeğin ultrason fotoğrafının artık sosyal medyada gösterilmemesi lazım. Ama gündüz kuşağında DNA raporu gösterilen bir ekran varsa karşınızda, siz sosyal medyada artık bunu cinsiyet partisi yaparak göstermekten de imtina etmiyorsunuz. Çünkü artık o bize ekranda normalleştirildi. Dolayısıyla “Ne var canım, cinsiyet partisi yapıyorum,” diyorsunuz. Bize böyle bir sanal hayat, sanal toplum dayatılıyor ve biz gönüllü olarak bunun birer ferdi haline geliyoruz.
“Medya Okuryazarlığı Konusunda Ciddi Çalışmalar Yapmamız Gerekiyor!”
Peki, bu hassas alanda medya kuruluşlarının sorumluluğu ne olmalı sizce? Hangi etik kuralları güçlendirilmeli veya yeniden tanımlanmalılar?
Önce medyanın kendi etik değerlerini bir yeniden tanımlaması, sınırlarını koyması gerekiyor. Burada da medya kadar medyayı tüketen medya alıcılarının da sorumluluğu var. Yani bir okuyucu, bir izleyici, bir seyirci bunları almaya devam ettiği sürece bunlar var olmaya devam edecek. Tepki gösterirsen, kararlılıkla bu konuyla mücadele edersen bunlar da azalacaktır. Bizim medya ve yeni medya okuryazarlığı konusunda çok ciddi çalışmalar yapmamız lazım. Buna da medyanın belki öncülük etmesi lazım.
“Artık Çocukları Anne ve Babaları Değil Algoritma ve Yapay Zeka Büyütüyor!”
Geleceğin aile yapısının medya tarafından şekillendirildiğini söylemek sizce abartı olur mu?
Olmaz. Çünkü 90’lı yıllar, özel kanalların açılmasından itibaren hep bireysel tercihler üzerine bir izleme alışkanlığı empoze edilmeye başlandı. “Sen neyi izlemek istiyorsan, sen ne yapmak istiyorsan…” Televizyondaki bireyselleşme en fazla sizi odanıza çekti, odanızda izlemeye başladınız. Ama dijital medyadaki bireyselleşme sizi kendi içinize çekiyor. Sadece bir ekranla muhatap olmaya başlıyorsunuz. Yani odanızdan bir şekilde çıkarsınız ama o ekrana bağlandığınız anda, o ekrana gözünüzü diktiğiniz anda nerede olursanız olun artık dış dünyayla hiçbir iletişiminiz kalmıyor. Tamamen odağınız orası olmaya başlıyor. Dolayısıyla gençlerin o bireyselliği ve yalnızlaşmaları artacak, artıyor. Bütün dünyada zaten bu artık çok net görülüyor ve önlemler alınmaya başlandı ama biz daha çok farkında değiliz.
Reklam sloganlarıyla başlayıp dijital platformlarla devam eden bu bireysellik, biriciklik, “bir olma” hali; “sensin, sen birsin, senin kararın, senin tercihlerin, senin seçeneklerin” diye sunulan o çoklukla yalnızlığa çekiliyor insanlar. Ve seçenek gibi sunulan şeyler aslında onu sınırlayan şeyler. Onun sana servis ettiği şeyleri seçtim zannediyorsun. Halbuki sana kendi istediklerini izlettiriyor sürekli. Artık çocukları anne babalar değil, algoritma ve yapay zeka büyütüyor maalesef. Bunun önüne geçmenin tek yolu da anne babaların önce çok iyi bir medya okuryazarı olması, yeni medya okuryazarı olması; örneklik yapmaları… Yani sadece okuryazarlık yetmiyor, kendi kullanım şekilleriyle de çocuklara örnek olmaları gerekiyor. Öğretmenlerin hakeza… Öğretmenleri çok daha rol model alır çocuklar. Öğretmenlerin de yeni medya konusunda çok ciddi farkındalığının oluşması gerekiyor ve çocuklara bunun bağımlılığa dönüşmeden faydalı bir kullanım haline gelmesi konusunda destek olmaları gerekiyor.
“Yeni Medya Çocuktan Bağımsız Bir Hayatı Teşvik Ediyor!”
Aileler, medya içerikleri tüketiminde neleri tüketebilirler? Ailecek neleri izleyebilirler, hangi kanalları önerirsiniz?
Son trend Chat GPT; herkes her şeyi ona soruyor. Şimdi çocuklar mesela annesinden babasından alabileceği bir bilgiyi bile ona sorup ona son derece güveniyorlar. Ailelerin yapması gereken şey; buradaki veri kaynağının, veri tabanının çok da güvenilir olmadığını anlatmak, yanıltıcı olabileceğini, yanlış yönlendirmelerle onları çok başka bir noktaya götüreceğini anlatmak ve güvenilir bilginin kaynakları konusunda yönlendirmeleri gerekiyor. Çocuğumuzun en güzel hangi mecralardan beslenebileceği konusuna daha fazla vakit ayırmamız gerekiyor.
Çocukların da var olduğu, çocukların da dahil olduğu, çocukların zaten tüketicisi olduğu ve içine doğduğu alanı bizim doğru çapalamamız, doğru tohumlar ekmemiz, doğru içeriklerle onları buluşturmamız gerekiyor. Önce kendimiz oradaki süzgecimizi kullanacağız. Sağlıklı, doğru, nitelikli içerikleri bulacağız. Çocukların da onlara ulaşabilmesi için seçenek sunacağız. Çünkü çocuklar; “Şunu şöyle yap,” dediğinde sevmezler ama seçenek sunulduğunda çok daha kolay bir şekilde adapte olabilirler. Seçenekler sunarak, ortak alanlar oluşturarak, ailece bir şeyler izleyip ailece izlediğimiz şeyler üzerine daha çok konuşarak bu alışkanlıkları artırmak gerekiyor. Çocukların hayata karışmalarını sağlamak, hayatla bağlarını kuvvetlendirmek gerekiyor.
Aileyi Güçlendirmeden Yeni Medyayı Anlayamayız
Son olarak ne eklemek istersiniz?
Medya dediğimiz şey bizim açıklarımızdan yararlanıyor. Öncelikle bu açıkları kapatmamız; sıkıntılı yönlerimizi çözümleyip toparlamamız şart. Aile yapımızın temellerini güçlendirmemiz, bir anlamda “kentsel dönüşümümüzü” ve “aile dönüşümümüzü” gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bugünün ihtiyaç ve beklentilerine cevap verebilen bir aile yapısının nasıl oluşturulması gerektiği üzerinde durmalıyız.
Röportajı Gerçekleştiren: Gamze Annak



