Kuşaklar Arası Dayanışma Aileyi Rahatlatır

Modernleşen Türkiye’de aile yapısının geçirdiği dönüşümü ve teknolojik kuşatmayı Aile TV Youtube kanalında değerlendiren Prof. Dr. Alev Erkilet, kaybolan toplumsal hafızaya karşı kuşaklararası dayanışma kalkanını işaret ederek dijital yalnızlıktan kurtuluş reçetesini paylaştı.
Günümüz aile yapılarını ve bu yapıların çocuk üzerindeki etkilerini sosyolojik bir düzlemde ele alan Prof. Dr. Alev Erkilet, çekirdek ve geniş aile arasındaki en temel farkın hanenin genişliği olduğunu vurguluyor. Geleneksel aile formunun temelinde baba ailesiyle bir arada yaşama pratiğinin yattığına dikkat çeken sosyolog, soyun baba tarafından devam ettiği, amcaların, yengelerin ve bekâr halaların aynı çatı altında toplandığı bu eski pederşahi yapıyı tarım toplumunun doğal bir gereği olarak tanımlıyor. Ancak sanayileşme ve modernleşme süreciyle birlikte bu yapının köklü bir değişimden geçmesi kaçınılmaz hale geliyor. Endüstriyel dünyanın dayattığı koşullar altında ailenin giderek daraldığını belirten Erkilet, bu toplumsal dönüşümün doğal bir sonucu olarak çekirdek aile modelinin ortaya çıktığını ifade ediyor.
Karakter İnşasında Geniş Ailenin Etkisi
Karakter gelişiminde hangi aile modelinin daha avantajlı olduğu tartışmalarına psikolojik değil, sosyolojik bir gerçeklikle yaklaşılması gerektiğini belirten Erkilet, asıl meselenin başarılı bir toplumsallaşma (sosyalizasyon) süreci olduğunu vurguluyor. Her iki modelin de kendine has avantajları bulunduğunu söyleyen Erkilet, geniş ailenin çocuk için sunduğu kuşaklararası etkileşimi büyük bir şans olarak değerlendiriyor. Dedeler ve anneannelerle bir arada büyümenin sağladığı kültürel aktarımı başlı başına bir zenginlik olarak tanımlayan sosyolog, çocuğun birden fazla kuşakla aynı aile içerisinde bulunmasının, çok büyük bir sosyalizasyon zenginliği ve çeşitliliği yarattığını ifade ediyor.
Erkilet, geniş ailenin sunduğu kuşaklararası etkileşimi çok yönlü bir beslenme kanalı olarak nitelendirirken, çekirdek ailede bu durumun çok daha odaklanmış bir yapıya büründüğünü ifade ediyor. Çekirdek aile modelinde çocuğun karakter gelişiminin doğrudan anne ve babanın omuzlarına bindiğini vurgulayan sosyolog, geniş ailedeki zengin beslenme kanallarına karşın, çekirdek ailede çok daha az sayıda kişinin çocuğun karakter gelişimine yoğunlaştırılmış olarak vazifelendirildiğine dikkat çekiyor.
Bu yoğun ilginin çocuk üzerindeki manevi ve psikolojik değeri artırdığını belirten Erkilet, Sosyal Psikolog Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın literatüre geçen çalışmalarına atıfta bulunarak önemli bir sosyolojik tespiti paylaşıyor. Erkilet’in analizine göre, çekirdek ailede çocuk modern bir değer kazanırken, bu durum ebeveynler üzerinde çok daha ağır bir vazife ve sorumluluk yükünü de beraberinde getiriyor.
Kuşaklararası Bağların Kopuşu ve Hafıza Kaybı
Erkilet, nesiller arası bağların zayıflamasının sadece ailevi bir kopuş değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal hafıza kaybı olduğunu vurguluyor. Sosyalleşme sürecinin ailede başlayıp akran grupları ve okulla devam ettiğini hatırlatan sosyolog, bu sürecin bir ayağının eksik kalmasının tehlikelerine dikkat çekiyor. Büyük ebeveynlerin aile biriminden dışlanmasının, tarihin ve aile geçmişinin yeni kuşaklara aktarılamaması anlamına geldiğini belirten Erkilet, bu durumun ailedeki sosyalizasyonun çok kritik bir tarafını koparıp attığı uyarısında bulunuyor. Sosyolog, anneanne ve dedelerin eksikliğinde tarih bilincinin ve ailenin kendi geçmişiyle ilgili anlatıların tamamen ortadan kalkacağını ifade ediyor. Bu kaybın önlenmesi için aktarım kanallarının her daim açık olması gerektiğini savunan Erkilet, toplumsal hafızanın korunması adına bu anlatıların alt kuşaklara ve gençlere mutlaka canlı bir kuşaklararası aktarımla ulaştırılması gerektiğinin altını çiziyor.
Tevhit İlkesi Işığında Aile İçi Sınırlar ve Dayanışma Ağı
Geniş aile modelinin avantajları kadar beraberinde getirdiği sınır sorunlarına da dikkat çeken Erkilet, gençlerin bu yapıdan uzaklaşma nedenlerini yaptığı mülakatlar üzerinden açıklıyor. Sosyoloğun analizlerine göre genç kuşaklar, geniş ailenin müdahil ve talepkâr tutumunu kendi bağımsızlıklarına yönelik ciddi bir tehdit olarak algılıyor. Bu kuşak çatışmasının çözümünü kadim tevhit ilkesinde gören Erkilet, bu değeri aile içi sosyal ilişkilere uyarlıyor. Sosyolog, aile içi dinamiklerde çokluk içinde birliği ve birlik içinde çokluğu görebilme adabının kazanılmasıyla ancak tarafların birbirini ahenkle tamamlayabileceğini vurguluyor.
Ailenin modern dünyada birçok fonksiyonunu kurumlara devrederek güçsüzleştiğini ifade eden Erkilet, bu sorunun tüm yükü tek başına kadına yükleyerek çözülemeyeceğinin altını çiziyor. Fonksiyonların aile içinde mutlaka paylaşılması gerektiğini savunan sosyolog, baskıcı tutumların aile birliğini derinden zedelediğini belirtiyor. Özellikle kayınvalidelerin gelinler üzerinde kurduğu tahakküm ve baskının İslami prensiplerle bağdaşmadığına dikkat çeken Erkilet, bu tür yaklaşımların gençleri yuvadan uzaklaştıracağı ve nihayetinde torunların da aile büyüklerinden mahrum kalarak mağdur olacağı uyarısında bulunuyor.
Geleceğin aile modelinde temel değerlerin bugünün koşullarına göre yeniden yorumlanması gerektiğini söyleyen Erkilet, gençlerin özgürlük alanlarına saygı duyulan bir yapının önemine dikkat çekiyor. Dengeli bir sınır yönetiminin gençleri aileden uzaklaştırmak yerine aksine daha da yakınlaştıracağını ifade eden sosyolog, değerlerin günümüz şartları istikametinde yeniden ele alınmasını savunuyor. Erkilet, bu yaklaşımın benimsenmesi halinde gençlerin aile içinde kendi özgürlük alanlarını rahatça bulabileceklerini ve büyükleriyle çok daha uyumlu bir ilişki geliştirebileceklerini belirterek, karşılıklı rıza ve saygıya dayalı örnek bir model çağrısı yapıyor.
Geniş aile bağlarının çalışan kadınlar için hayati bir destek mekanizması olduğunu kendi deneyimleri üzerinden anlatan Erkilet, ebeveyn desteğinin sağladığı güven duygusunun paha biçilemez olduğunu vurguluyor. Evladını büyüklerine emanet edebilmenin huzurunun, feragat edilen ferdi özgürlüklerden çok daha değerli olduğunu belirten sosyolog, kendi ebeveynlerinin verdiği o büyük desteği minnetle yâd ederek, bu güçlü arka plan olmaksızın bugünkü başarılarının pek çoğuna ulaşamayacağını ifade ediyor. Bu kolaylığı gelecek kuşaklara aktarmanın bir sorumluluk olduğunu hatırlatan Erkilet, yeni nesillere aile içi dayanışmayı fiziksel olarak da sürdürebilecekleri, birbirine yakın konutlarda veya aynı apartmanda karşılıklı oturma gibi pratik formüller tavsiye ediyor.
Türkiye’nin Kentleşmesi ve Şehir Planlamasında “Geleneksele Dönüş” Çağrısı
Türkiye’de ailenin çekirdek yapıya evrilmesini 1950’li yıllardan itibaren hız kazanan kentleşme sürecine bağlayan Erkilet, tarım topraklarının bölünmesiyle başlayan büyük göç dalgasının aile formunu kökten değiştirdiğini belirtiyor. Geleneksel geniş ailenin şehir hayatının fiziksel şartlarına uyum sağlamak zorunda kaldığını ifade eden sosyolog, modern konut yapılarının bu daralmadaki belirleyici etkisine dikkat çekiyor. Erkilet’in tespitlerine göre, günümüzde 1+1 veya 1+0 gibi formatlara dönüşen ve çok kişinin barınmasına elverişli olmayan yeni konut tasarımları, aileyi mekânsal olarak ciddi şekilde sınırlandırıyor. Sosyolog, çocukların aynı odada ranza sistemiyle kalabilmesi durumunda dahi evlerin maksimum iki odalı bir yapıya sıkıştığını ve bu fiziksel yetersizliğin, geniş aile modelini kent hayatında imkânsız hale getirdiğini ifade ediyor.
Yapay Zekâ ve İnsansı Robotların Yaratacağı Tahribat
Gelecekte aile yapısının nasıl şekilleneceğine dair gelen soru üzerine Erkilet, odağı toplumsal süreçlerden çağın getirdiği teknolojik meydan okumalara yöneltti. Yapay zekânın hayatı daktilo veya bilgisayardan çok daha derin ve katmanlı etkileyeceğini savunan sosyolog; genetik mühendisliği ve yapay rahme sahip robotlarla ilgili gelişmeleri hatırlatarak tartışmayı varoluşsal bir noktaya taşıdı. Erkilet, meselenin artık sadece ailenin ne olacağından ibaret olmadığını vurgulayarak, asıl kafa yorulması gereken konunun insanın geleceği olduğunu belirtiyor. Sosyoloğun analizlerine göre asıl soru; gelecekte insanın ortadan kalkıp kalkmayacağı ve yerini insan ötesi, insansı varlıkların alıp almayacağı etrafında şekilleniyor.
Uzakdoğu ve Batı’daki hologram karakterlerle evlilik örneklerine dikkat çeken Erkilet, insansı robotlarla evliliklerin yakın gelecekte dünya gündemine oturacağını öngörüyor. Teknolojik kuşatmanın aileyi ve toplumu dönüştürme hızına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini savunan sosyolog, insan klonlarının haklarından yapay zekâ ile değişen hukuk sistemine kadar pek çok yeni meselenin aileyi doğrudan etkileyeceğini belirtiyor.
Teknolojinin ürettiği bu yeni dünya düzeninde yaşanan gelişmelerin İslami ontoloji, epistemoloji ve fıkıh çerçevesinde güçlü bir şekilde ele alınması gerektiğini savunan Erkilet; ilahiyat, hukuk ve sosyal bilimler başta olmak üzere tüm branşların acilen bir araya gelerek interdisipliner çalışmalarla ortak bir hareket hattı belirlemesi gerektiği çağrısında bulunuyor. Bu hazırlığın çok hızlı yapılması gerektiğini, aksi takdirde toplumun bu gelişmelerle aniden ve hazırlıksız yüzleşmek zorunda kalacağını vurgulayan sosyolog; yaşanan teknolojik meydan okumalara rağmen karamsar olmadığını, Müslümanlar için her zaman ümidin var olduğunu belirterek gençleri bu yeni tartışma alanlarında aktif rol almaya davet ediyor.
Karşılıklı Sorumluluk ve Dayanışma Ağları
Son olarak, devletin büyükanne ve büyükbabaları destekleyen sosyal politikalarının daha da artırılması gerektiğine değinen Erkilet, sürecin tek taraflı işlememesi gerektiğini hatırlatıyor. Sosyoloğun çizdiği çerçeveye göre, mesele sadece yaşlıların çocuklara bakım vermesinden ibaret değil, gençlerin de ilgi ve alakasını büyüklerinin üzerinden eksik etmemesi gerekiyor. Geniş aile yapısında zamanla meydana gelebilecek kayıplar, vefatlar veya eksikliklerin ise ancak güçlü bir toplumsal dayanışmayla onarılabileceğini savunan Erkilet, bu boşlukların seçilmiş akrabalıklar ve sağlam dostluklarla takviye edilebileceğine dikkat çekiyor. Kuşaklararası ve kuşak içi kurulacak bu güçlü dayanışma ağlarının özellikle ailede kadının yükünü hafifleterek onu ferahlatacağını belirten sosyolog, çağın getirdiği teknolojik ve toplumsal değişimlere karşı ancak bu tür aktif ve bilinçli bir dayanışma haliyle ailenin korunabileceği mesajıyla sözlerini noktaladı.
Editör: Gamze Annak



