Üreme Hücresi Ticareti Aileyi ve Nesil Emniyetini Tehdit Ediyor

Üreme hücresi ticaretine ilişkin soruşturmada kamuoyuna yansıyan iddialar, kadın bedeni ve ailelerin evlat özlemi üzerinden kurulan kazanç düzenine işaret ediyor. İnsan onurunu zedeleyen bu ticaret, çocuğun kimliği, aile bağları ve nesil emniyeti bakımından ciddi riskler taşıyor.
İstanbul merkezli 14 ilde düzenlenen operasyonda, kadınları para karşılığında yumurta hücrelerini satmaları için yurt dışındaki kliniklere yönlendirdiği öne sürülen şüpheliler hakkında adli işlem başlatıldı. Soruşturmanın Türkiye, KKTC, Arnavutluk ve Gürcistan bağlantılı bir organizasyona yönelik olduğu açıklandı.
Soruşturma kapsamında kamuoyuna yansıyan iddialar, kadınların bedeni ve ailelerin evlat özlemi üzerinden kurulan bir kazanç düzenine işaret ediyor. Çetelerin çocuk sahibi olmak isteyen insanların evlat özlemini kazanç kapısına çevirmesi ve onları yasa dışı işlemlere yönlendirmesi, ciddi bir ahlaki sorundur. Kadın bedenini gelir kaynağı olarak gören, insanların en hassas duygularını kullanarak onları yasa dışı işlemlere yönlendiren bir anlayışı kabul edemeyiz. İnsan bedeninin ve ailelerin umutlarının böyle bir pazarlığın konusu yapılması, insan onuruyla bağdaşamaz. Aile, toplumun güven ve dayanışma kaynağıdır. Kadınların bedenleri ve anne-babaların çocuk sahibi olma arzusu üzerinden işleyen bu kazanç düzeni, aileyi ayakta tutan değerleri de zedelemektedir. İnsanların birbirine karşı sorumluluğunun yerini çıkar hesabının alması, anneliğin ve babalığın taşıdığı anlamı aşındırır.
Bu kazanç düzeni, aile bağlarıyla birlikte nesil emniyetini de tehdit etmektedir. Aile, çocuğun kimliğinin ve aidiyet duygusunun şekillendiği, değerlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yerdir. Çocuğun kendi köklerini bilmesi ve soy bağının korunması, akrabalık ilişkilerinden doğan hak ve sorumluluklar bakımından da önemlidir. Nesil emniyetini gözetmek, ailenin geçmişle gelecek arasında kurduğu bu bağı korumayı gerektirir. İnancımızda neslin ve nesebin korunması esastır. Bu çerçevede, nikahlı eşler dışındaki kişilere ait üreme hücreleriyle çocuk sahibi olunması dinen caiz görülmemektedir. İnsanların evlat özlemini sömüren çetelerin, kazanç uğruna çocuğun kimliğini ve aile bağlarını ilgilendiren bu sınırları hiçe saymasını kabul edemeyiz.
Yurt dışında kamuoyuna yansıyan örnekler, soy bağını bilmenin insan hayatındaki önemini somut biçimde gösteriyor. ABD’de bir kadın gönül bağı kurduğu kişinin baba bir kardeşi olduğunu yıllar sonra öğreniyor. Haberde, annesinin çocuk sahibi olmak için başvurduğu hekimin, tedavi sırasında kendi üreme hücrelerini kullandığı iddia ediliyor. Farklı ailelerde büyüyen iki kişinin, kardeş olduklarını bilmeden birbirlerini eş adayı olarak görebilmesi, soy bağının bilinmemesinin doğurabileceği ağır sonuçları ortaya koyuyor.
Yine ABD’de, üreme hücresi bağışıyla doğan bir kadın, eş adayı olarak gördüğü kişinin baba bir kardeşi olabileceğini annesinden öğreniyor. Verdiği röportajda, bu ihtimalin kendisinde yarattığı sarsıntıyı anlatıyor.
Bu örnekler, neslin ve nesebin korunmasına ilişkin dini hassasiyetin taşıdığı önemi somutlaştırıyor. Soy bağının korunması, çocuğun kimliğini, akrabalıktan doğan hak ve sorumlulukları, evlilikte gözetilmesi gereken sınırları doğrudan ilgilendiriyor. İnsanların evlat özlemini kazanca dönüştüren şebekeler, yaptıkları işlemlerin gelecek nesillerin hayatında doğurabileceği sonuçların üzerini örtemez. Çocuğun kimliği, aile bağları ve nesil emniyeti, hiçbir ticari menfaate feda edilemez.
Haberlerde yer alan saç ve göz rengine göre seçim yapıldığına ilişkin iddialar, bu ticaretin bir başka boyutunu ortaya koyuyor. Evlat sahibi olmanın, belirli özelliklerin seçilip fiyatlandırıldığı bir alışverişe dönüşmesi, çocuğu bir sipariş gibi görme tehlikesini taşır. Oysa aile, insanın kabul gördüğü, sevildiği ve hayat boyunca birbirine karşı sorumluluk taşıdığı yerdir. Çocuğun değeri, yetişkinlerin beklentilerine ne kadar uyduğuyla ölçülemez.
Aileyi korumak, kadınların onuruna ve çocukların haklarına sahip çıkmayı, nesil emniyetini gözetmeyi gerektirir. İnsanların evlat özlemini sömüren çetelerin, anneliği ve babalığı ticari bir pazarlığın konusu haline getirmesini kabul edemeyiz. İnsan onuru ve ailenin geleceği, suç şebekelerinin kazanç hırsına feda edilemez.



